Gastronomi Turizmi neden önemli?

Bu yazım 12.07.2021 Tarihinde Analiz Gazetesinde Yayınlanmıştır.

Geçen hafta İstanbul Kongre Merkezinde gerçekleşen GastroShow fuarı, Gastronomi Turizminin ülkemiz için ne kadar önemli bir konu olduğunu bir kez daha net bir şekilde bize gösterdi sanırım.

Fuarda boy gösteren illerimiz, kendi bölgelerine ait muhteşem lezzetleri sergilerken, bunların dünya çapında neden daha iyi tanıtılmadığını düşünerek üzüldüğümü de bu arada belirtmek istiyorum.

GastroShow fuar alanında, düşünsenize bir tarafta İzmir’in zeytinyağı, mozerella peyniri ve çeşit çeşit sağlıklı kurutulmuş sebzeleri sergileniyor. Diğer tarafta Malatya’nın kayısılı kurabiyesi, çöreği ve yöresel yemekleri katılımcılara ikram ediliyor. Beri tarafta Bursa’nın İskender kebabı, kestane şekeri, Gedelek turşusu tezgâhlarda yerini almış. Öte tarafta ise Trabzon’un fındığı, süt ürünleri ve Samsun Bafra pidesi yiyenlere lezzet budur dedirtiyor. Fuarın gözdesi künefe ve diğer lezzetler ise Hatay çadırında tabiri caizse nefes kesiyor. Erzurum ve diğer iller de yörelerine ait özel yemekler ve ürünleriyle halkın gözlerini ve midelerini doyuruyorlar.

Burada bulunan yüzlerce lezzet, ziyaretçiler tarafından adeta kapışılıyorken ben özellikle Bafra pidesine bayıldım. Fuar şartlarında nasıl güzel yapmışlar, yerinde yesem kim bilir nasıl lezzetlidir diye düşünmeden edemedim.

Her standın önünde uzun kuyruklar, Develi restoran etli çiğköfte ikram ederken hemen karşısında Kahramanmaraş’ın meşhur içli köftesini satan Sabırtaşı Restoranın sahibi Mustafa Topçuoğlu bulunuyor.

Tüm bunlar şahane bir gastronomi organizasyonu gerçekleştiğini düşünmemize yetmez mi?

Fuar alanında tanıtımı yapılan ve İzmir Vakfının başkanlığında yürütülen visitizmir projesi bence süper bir uygulama olmuş. Tüm İzmir’in güzelliklerini, lezzetlerini bu uygulama sayesinde görebileceğiz.

Hatay, tam bir gastrokent, Başkan Lütfü Savaş tarafından özel davetli olduğum yemekte ise künefe dahil tüm lezzetler olağanüstü idi.

İşte bu kısa zaman dilimi içinde, illerimizin sayısız muhteşem lezzetlerini tadıp ayrıcalıklarının kısmen farkına varabildiğimiz bu Türk yemek kültürünü yerinde görmek fikri sizce cazip gelmez mi?

Bu lezzetleri tatmak için o noktalara seyahat etme, lezzetlerin kaynağına inme, ürünlerin yetiştirilmesini inceleme fikri Gastronomi Turizmi alanına giriyor. 

Geçenlerde duydum Amerika’da Türkiye’nin adı geçmeden ‘kunafa’ ismiyle tatlı satıyorlar. Bunlarda utanma da yok, hadi sahip çıkamadığımız için yoğurdumuzu ‘Grek yoğurdu’ diye satıyorsunuz anladık ama künefemize de bunu yapıyorsanız bunun adı emek sahtekârlığıdır. Aslında biz lezzetlerimize sahip çıksaydık başkaları dünyada bu ürünleri kendi yörelerinin ürünü diye satamazlardı.

Tam bu açıdan diyorum ki bu lezzetlerin dünyaya gastronomi Turizmi ile açılımı yapılması lazım, yoksa yine kendimiz çalar kendimiz oynarız ve geçirdiğimiz zaman hep aleyhimize işler.

Çünkü ülkemizin nadir ve çok kıymetli olan gastronomi lezzetlerini dünya bilmiyor. Türkiye’yi turizm açısından sadece deniz, kum ve otel olarak görüyor. Vakti belirgin olan bir tatil programına sıkıştırılmış 3-5 tarihi yer gezisi dışında ülkemize gelen turist belki kültürümüze ait yemeklerden hiç tatmadan ülkemizden ayrılıyor, bu durumu tersine çevirmemiz lazım.

Alternatif turizm olarak, en değerlisi ve en lezzetlisi gastronomi için yapılan geziler gibi geliyor bana. Çünkü Türk yemeklerini tadan birinin seneye tekrar gelme ihtimali, Türk gastronomisinin cazibesi yönünden bana göre çok yüksek.

Bu anlamda gastronominin bir Turizm çeşidi olarak sunulması ve yerel GastroTur’lar düzenlenmesi özellikle bölgeye ait yerel yemek kültürünü tanımaya kapı aralıyor. O bölgeye ait kültürel kimliğin ve mirasın yansıtılmasına imkan veriyor. Belki de en önemlisi konfor dışında da huzur veren yerel destinasyonlar için rekabet avantajı sağlıyor.

Lezzetli bir yemek yerine sadece tıka basa karın doyurmanın veya lüks binaların içinde tatil yapmanın konfor olarak algılanmaması gerektiğini anlamamıza yarayan gastronomi turizmi, bize yeni ufuklar açıyor.

GastoTur olarak görülebilecek bir Göbeklitepe ziyareti, Şanlıurfa’nın lezzetlerini tatmanın yanında yiyeceklerin tarihine 10 bin yıllık tarihi bir yolculuk yapılmasını sağlıyor.

Artık günümüzde insanlar, yeme içme olgusuyla birlikte yediklerinin kaynağını araştırmakta ve tarihinden, hikâyesinden de etkilenmekte ve büyük bir haz almaktalar.

Sürekli alışageldiğimiz yemeklerin dışına çıkabilmek için sanırım seyahat etmek gerekiyor. Dünyada turizm gelirlerinin önemli bir kısmını gittikçe gastronomi turizmi oluşturmaya başladı bile. Bu kapsamda Türk Mutfağının dünyadaki sayılı mutfaklar arasında yer aldığı düşünüldüğünde Türkiye’nin gastronomi turizmi için yeterli cazibesinin olduğunu görüyorum.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir