Binlerce Yıllık Gelenek “Aşure”

 Bu yazım 30.08.2021 Tarihinde Analiz Gazetesinde Yayınlanmıştır

Gastronomi açısından tarihi geçmişimize baktığımızda inanılmaz lezzetlere şahit oluruz. Bunlardan biri de aynı zamanda dini bir ritüeli bulunan “aşura” ya da diğer adıyla “aşure”dir. Birçok kültürün ve dinin ortak bir lezzeti olan aşurenin bu kültürlere sahip toplumların üzerinde inanılmaz bir pozitif etkisi bulunuyor.

Geçtiğimiz haftalarda Muharrem ayına girdik ve bu ayda bir gelenek veya toplumsal dayanışmanın bir simgesi haline gelmiş olan aşureler kaynatıldı, dağıtıldı ve afiyetle evlerde lezzetli lezzetli tüketildi.

Her sene bu zamanlarda bizim evde de kazan gibi en büyük tencerede aşure kaynatılır, konu komşu herkese dağıtılır ve kalan aşureyi de günlerce devam eden bir lezzet halinde evde yeriz.

Aşurenin ismi, Arapçada onuncu anlamına gelen bir kelimeden geliyor. Yani Hicri takvime göre Muharrem ayının onuncu günü yapılan bir tatlıya verilen bir isim bu.

Aslında aşure tatlıdan öte büyük ve derin anlamlar içeriyor. Bana göre aşureye sadece basit bir tatlı muamelesi yapmak en hafifinden ona hakkettiği değerini vermemek ve binlerce yıllık süren bir geleneğe hakaret etmek anlamı taşır.

En azından Aşurenin, toplumsal hafızamızda mevcut olan ritüelleri açısından sosyal ve manevi bağlarımızı çok güçlü tuttuğunu söylememiz lazım.

Özellikle bu coğrafyada yaşayan Türklerin dinî geleneğinde çok önem atfedilen aşure, halk tarafından Muharrem ayının onuncu gününden itibaren ve sonraki günlerde özel seremonilerle pişirilip dağıtılmaktadır.

Muharrem ayı İslam Tarihinin çok önemli zamanlarından biri, Hicri Takvimin başlangıcı ve aynı zamanda çok önemli tarihi olaylara da tanıklık eden bir zaman dilimidir.

Hz. Muhammedin Hicret ettiği, Hz. Nuh’un gemisinin tufandan kurtulduğu, Hz. Musa ve halkının Kızıldeniz’den geçtiği, Hz. Adem’in tövbesinin kabul olduğu, Hz. İdris’in göğe yükseltildiği, Hz. İbrahim’in ateşte yanmadığı, Hz. Yakup’un Hz. Yusuf’a kavuştuğu, Hz. Eyyub’un iyileştiği, Hz. Yunus’un balığın karnından çıktığı, Hz. Mûsâ ve İsa’nın doğduğu ve göğe yükseltildiği gibi olayların bu ayda ve belki de Muharremin 10. Günde olması bu zamanı çok değerli kılıyor.

Ayrıca Yezid bin Muaviye’nin Hz. Muhammed’in torunu olan Hz. Hüseyin’i ve 72 yakınını şehit ettiği “Kerbela olayı” da yine bu ayda olmuştur.

İşte bu hadiselerden dolayı İslam toplumu Muharrem ayına çok kıymet verir ve bu ayda yapılan, dağıtılan aşureyi de çok önemser ve ona gastronomik dini bir hüviyet yükler.

Hicri takvime göre Muharrem ayının 10. Günü yapılan aşurenin tarihi Nuh Tufan’ına dayandığı ve büyük tufan bitip sular çekilince karaya oturan gemide olan yiyeceklerden bir yemek yaparak yenildiği söyleniyor.

Tarihi hüviyetiyle de çok eskilere dayanan bu tatlı, Osmanlılar döneminde saraydaki mutfakta görevli ağalar nezaretinde hazırlanır, pişirilir ve “aşure testisi” denilen özel kaplarla sarayda bulunanlara ve halka dağıtılırdı. Ayrıca dönemin zengin aileleri ve esnaf teşkilâtları tarafından da pişirilen aşure, halkın iştirak ettiği özel merasimlerle dağıtılır, bazı bölgelerde aşure dağıtımından sonra da kurban kesilirdi.

Aşure, bu coğrafyamızın bir mutfak geleneği olmasının yanı sıra çevredeki ülkelerin çoğunda, Hristiyan ve Yahudi kültürlerinin de bir parçası olarak farklı isimler altında hazırlandığı biliniyor.

Aşurenin İslâm tarihinde siyasî bir yönü de bulunuyor. Hz. Adem’den beridir peygamberlerin hayatında önemli hadiselerin yaşandığı, bereket ve paylaşmanın temsili olan aşure günü veya Hicri Muharrem ayının 10. Günü,  Kerbela hadisesinden dolayı Şii Müslümanların dünyasında yas tutmanın bir sembolü haline gelmiştir. Bu nedenle Şiiler açısından aşure, dini bir ritüelken drama dönüşmüştür. Şia için bu tarih Hz. Hüseyin’in intikamını alma ahdinin tazelendiği bir matem günü havasında kutlanmaktadır.

Bence İslam dininin yasakladığı bu nevi bir matem, Şii inancının canlı tutulmasında ve mezhep bütünlüğünün sağlanmasında da önemli rol oynuyor.

Özetle bugün, İslam toplumunda aşure günü, Hz. Hüseyin ve yakınlarının Kerbelâ’da şehit edilmesi gibi çok elim ve üzüntüye sebep olan bir hadise yaşanmış olsa da bir dram veya matem günü olarak kutlanmıyor. Aksine birçok toplumda aşurenin kaynatılması, dağıtılması bu günü matem havasından çıkarıp birleşmenin ve dayanışmanın bir sembolü haline getirmiş oluyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir