“Gıda Güvenliği” neden Önemli?
Bu yazım 11.04.2026 Tarihinde Diriliş Postası Gazetesinde Yayınlanmıştır.
Bence bu sorunun cevabı, teorik bir tartışmadan ziyade son yaşanan
somut olayların bir karşılığı olarak karşımızda duruyor. Çünkü insan, yediğiyle
var olur. Fakat o yediğinin ne olduğunu bilmediğinde, beslenmek ile aldatılmak
arasında ince bir çizgide kalır. Sofraya gelen her bir lokma, toprağın, emeğin
ve aynı zamanda dürüstlüğün de bir yansıması. Ne var ki son yıllarda ülkemizde
gıda alanında ortaya çıkan dolandırıcılıklar, sahtekârlıklar ve özellikle
tağşiş vakaları, bu güven duygusunu derinden sarsıyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Nisan 2026 itibarıyla
güncellenen listeler, gıda güvenliği konusunda hâlâ ciddi sorunların varlığını
gözler önüne seriyor. Bakanlığın kamuoyuyla paylaştığı verilere göre, son
açıklanan listede 25 yeni ürün daha ifşa edildi. Bu liste teknik bir rapordan
çok üretici ile tüketici arasındaki güven ilişkisinin kırıldığını ortaya koyan
bir belge niteliğinde.
Sofraya yapılan sessiz ihanet
Bugün sofralara konan ve hakiki “zeytinyağı” diye satılan
üründen başka yağların çıkması, “kıyma” diye tüketilen bir gıdada bambaşka
hayvansal içeriklerin bulunması ya da “bal” adı altında doğallıktan uzak
karışımların sofralara girmesi, bu durumun ekonomik bir hilenin ötesinde insan
sağlığını tehdit eder boyutlara ulaştığını açıkça gösteriyor. Doğrudan insan
sağlığını tehdit etmesi bir yana toplumun etik değerlerine de inanılmaz zarar
veriyor. Çünkü güven sarsılıyor ve gıda üzerinden yapılan her bir sahtekârlık,
aslında insanın en temel ihtiyacına yöneltilmiş bir ihlal niteliğinde.
Gıda Güvenliği
İşte tam da bu nedenle bugün “Gıda Güvenliği”, her
zamankinden çok daha büyük bir önem taşıyor. Mesele sadece sağlıklı beslenmek değil
tabi ki. Doğru, şeffaf ve dürüst bir üretim zincirine ulaşabilmek insanın temiz
yaşam için en temel bir hakkı. Tüketici, satın aldığı ürünün gerçekten ne
olduğunu bilmek istiyor; çünkü insan, ancak güvendiğiyle beslenebilir. Güvenin
zedelendiği bir yerde ise ne lezzet kalır ne de huzur. Bu yüzden denetim
mutlaka olmalı ama bunun daha çok bir vicdan meselesi olduğunu görüyorum. Caydırıcı
cezaların dışında vicdanları da eğitmemiz gerekiyor. Eğer dürüstlük eksikse,
sofraya gelen lokma eksik kalır. Bugün yaşanan tağşiş vakaları bize açıkça
gösteriyor ki, gıda güvenliği artık bir tercih değil, insan onurunu ve
sağlığını korumak adına vazgeçilmez bir zorunluluk.
Anadolu’nun köklü mutfak geleneği, bugün taklit ve
tağşişin gölgesinde sınanıyor.
Zeytinyağı
·
Sorun: Tohum yağı karıştırılması
·
Ürün tipi: Naturel sızma zeytinyağı
Zeytinyağı, Anadolu’nun en eski ve en değerli besinlerinden
biri. Antik çağlardan bu yana “sıvı altın” olarak anılan bu ürün hem sağlık hem
de kültür açısından büyük bir değere sahip. Ancak son denetimlerde, “naturel
sızma zeytinyağı” etiketiyle satılan bazı ürünlere daha ucuz olan tohum
yağlarının karıştırıldığı tespit edildi. Zeytinyağının içerdiği fenolik
bileşikler, antioksidan özellikleri ve sağlık faydaları, bu tür karışımlarla
ciddi biçimde azalır. Tüketici, aslında satın aldığını düşündüğü üründen çok
daha düşük bir kaliteyle karşı karşıya kalır. Aslında bu aldatmada tüketicinin
bilinç düzeyinin eksikliği de rol oynayabilir. Çünkü gerçek zeytinyağının tadı,
kokusu ve yakıcılığı, aslında öğrenilebilen bir kimlik.
·
Sorun: Kanatlı eti ve sakatat karıştırılması
·
Ürün tipi: Kıyma, sucuk
Et, insan beslenmesinde en hassas ve en çok güven gerektiren
ürünlerin başında gelir. Ancak yapılan analizlerde, “kuzu kıyma” veya “kasap
sucuk” olarak satılan bazı ürünlerde kanatlı eti (tavuk, hindi) ve hatta
sakatat (taşlık gibi) bulunduğu ortaya çıkmıştır. Bu durum ekonomik bir aldatmanın
yanında etik, dini ve sağlık açısından da büyük bir problem. Et ürünlerinde
yapılan bu tür hileler doğrudan bir hak ihlali ve bu tür tağşişler, aynı
zamanda izlenebilirlik sorununu da gündeme getirir. Bir ürünün hangi hayvandan,
hangi koşullarda elde edildiği bilgisi şeffaf değilse, tüketici bir belirsizliği
satın almış olur.
Süt ürünleri
·
Sorun: Eritme tuzu kullanımı
·
Ürün tipi: Kaşar peyniri
Süt ve süt ürünleri, doğallığın ve saflığın sembolü olarak
kabul edilir. Ancak bazı kaşar peynirlerinde eritme tuzu kullanıldığı tespit
edilmiştir. Eritme tuzu, işlenmiş peynir üretiminde kullanılan bir katkı
maddesidir ve doğal kaşar üretiminde yer almaması gerekir. Bu tür uygulamalar,
ürünün maliyetini düşürürken, tüketiciye sunulan kaliteyi de aşağı çeker.
Ayrıca bu katkı maddelerinin uzun vadeli olumsuz sağlık etkileri de söz konusu.
Gerçek kaşar peyniri, zaman, emek ve sabır ister. Hızlı üretim ve düşük maliyet
arayışı, bu sürecin doğallığını ortadan kaldırabiliyor.
·
Sorun: Taklit ve tağşiş (şurup katkısı vb.)
·
Ürün tipi: Süzme çiçek balı
Bal, doğanın en saf armağanlarından biri. Ancak yapılan
denetimlerde “süzme çiçek balı” olarak satılan bazı ürünlerin taklit veya
tağşiş içerdiği belirlenmiştir. Bu genellikle glikoz şurubu gibi maddelerin bal
ile karıştırılması şeklinde gerçekleşir. Bu tür ürünler hem besin değerini
düşürür hem de tüketicinin sağlığını riske atabilir. Gerçek balın üretimi
zahmetli ve sınırlıdır; bu nedenle piyasadaki her balın doğal olması zaten
matematiksel olarak mümkün değil. Balda yaşanan bu sorun, aslında daha büyük bir
gerçeğin de işareti: doğanın üretim kapasitesi ile piyasanın talebi arasındaki
dengesizlik.
Peki,
tüketici ne yapmalı?
Bugün artık üretici kadar tüketicinin de sorumluluğunun arttığı
bir dönemdeyiz. Tüketici dikkatli davranmalı. Bilinen ve güven duyulan
markaları tercih etmeli. Bu konuda gastronomi yazarlarının tavsiyelerini
yazılarını titizlikle takip etmeli. Artık etiket okumayı öğrenmeliyiz diye
düşünüyorum. Dolasıyla bilinçli tüketim, bu zincirin en önemli halkalarından
biri. Bakanlığın listesinde yayınlanan firmaları gözden kaçırmamalıyız. Marka
bazlı detaylar, Bakanlığın yayımladığı resmi listede açık şekilde yer almakta
olup, güncelliği korumak adına doğrudan resmi kaynaktan kontrol etmeliyiz.
Linkini aşağıya bırakıyorum.
Resmî listeye ulaşmak için: https://guvenilirgida.tarimorman.gov.tr/
Ayrıca “Güvenilir Gıda Platformu” üzerinden yayımlanan
duyurular da incelenebilir.
Sofrada ahlâk
meselesi
Gıda, bir tüketim nesnesi gibi görülse de aslında bir güven
meselesi. Üretici ile tüketici arasında kurulan bu görünmez bağ, toplumun genel
ahlâk yapısının da bir yansıması. Tağşiş, ürünün içine katılan yabancı bir
madde gibi kabul görse de güvene, emeğe ve doğaya vurulan bir darbedir. Bu
gölgeyi ortadan kaldırmak için sıkı denetimlere, etik üretim anlayışına,
bilinçli tüketime ve şeffaflığa ihtiyaç var.
Çünkü en nihayetinde, insan ne yerse odur. Ve eğer
soframızda hakikat eksikse, o eksiklik bedenimizi ve ruhumuzu da besleyemez.


0 Yorumlar